Yapılan risk analizleri her üç kadından ve her 20 erkekten birinin (osteoporoz) kemik erimesi riski altında olduğunu ortaya koyuyor
İnsanlarda ortalama yaşam süresinin giderek artmasına bağlı olarak günümüzde kemik sağlığına ilişkin sorunlar ve hastalıklarda belirgin bir artış var. Bilhassa osteoporoz (kemik erimesi) önemli bir sağlık sorunu olarak yaygın bir tehdit oluşturmasına karşılık mevcut tedavilerin bazı dezavantajları bulunuyor. Bu nedenle, bitkisel, hayvansal ya da mineral içerikli doğal ürünlerin yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz. Bu haftadan başlayarak bir kaç hafta süresince kemik sağlığının korunmasına ve iyileştirilmesine yönelik yararlanılan doğal desteklerden bahsetmek istiyorum.
KEMEĞİN ÇOK İŞLEVİ VAR
Kemiğin başlıca üç temel işlevi bulunuyor. Mekanik işlev; insan iskeletini oluşturuyor ve üzerine yapışan kaslar ile hareketimizi sağlıyor. Metabolik işlev, kalsiyum bakımından zengin içeriği vücut için mineral deposu görevi görüyor. Koruyucu işlevi, kemik iliği ve hayati öneme sahip organları çevreleyerek koruyor.
Kemik yapısal olarak özel bir konnektif doku özelliğine sahip olup, organik ve inorganik bileşenlerden oluşuyor. Organik bileşenler olarak proteinler [yüzde 95’i tip I kollajen ve yüzde 5’i ise kollajen yapısında olmayan (osteokalsin, osteonektin, osteopontin, trombospondin, siyaloproteinler) proteinler] ve inorganik bileşenleri ise fosfat ve hidroksit tuz halinde kalsiyumdan (hidroksiapatit) ibaret. Bu bileşim sürekli yapısal gelişime uğruyor. Normal kemik sağlığının sürdürüle-bilmesi için bilhassa mineral içeriğinin korunması önemli. İşte kemiğin yapısının ve mineral içeriğinin korunması ‘kollajen yapısında olmayan protein’ bileşenleri tarafından sağlanıyor.
KADINLAR RİSK ALTINDA
Kemik erimesi (osteoporoz) günümüzde en yaygın görülen kemik hastalıklarından biri. En basit şekilde, ‘düşük kemik yoğunluğuna bağlı olarak kemik direncinin azalması ve kırılma riskinin artması’ şeklinde tanımlanabilir. Yapılan risk değerlendirmelerinde her üç kadından biri ve her 20 erkekten birinde yaşamlarının herhangi bir sürecince ortaya çıkabileceği bildiriliyor. Yani kadınlar daha fazla risk altında. Yaşlanma diğer önemli risk etkeni olarak görülüyor.
Bu süreçte paratiroit hormonu ve kalsitonin seviyelerinde azalmaya bağlı olarak kemik içeriğinin kaybı osteoporoz oluşumunun başlıca nedeni. Yine yaşa bağlı olarak kalsiyum emiliminin azalması bir başka etken. Bunların dışında osteoporoz gelişiminde rol oynayan etkenleri iki grup altında toplayabiliriz:
Değiştirilemeyecek etkenler: Kalıtsal etkenler kemik erimesi gelişiminde belirleyici olabiliyor; ailesel yatkınlığın yanı sıra, kısa boylu olmak ve ırk (Kafkas ırkı ve Asya’lılar daha fazla risk altında). Bu grup değiştirilemeyecek etkenler arasına yukarıda bahsettiğimiz cinsiyeti de ekleyebiliriz; kadınlar daha fazla risk altında. Diğer taraftan, bazı uzun süreli ilaç tedavileri sonucu da osteoporoz oluşabiliyor. Bilhassa kortikosteroitler, heparin, siklosporin, sitotoksikler ve bazı konvülsiyon önleyicilerin uzun süreli kullanılması bir risk etkeni olabiliyor. Ancak bu grup ilaçları her kullanan osteoporoz olacak diye bir şey yok. Kaldı ki, bu ilaçların o hastalar için kullanılması önemli, yani alternatif seçenek pek yok.
Değiştirilebilecek etkenler: Bireylerin yaşam şekli, beslenme şekli, östrojen hormonu eksikliği gibi etkenler. İşte kemik erimesinin önlenmesi, ilerleyişinin yavaşla-tılması ve şikayetlerin hafifletilmesine yönelik alınabilecek başlıca önlemler bu risklerin mümkün olduğunca azaltılmasına bağlı.
Avrupa Birliği’nin son Osteoporoz Raporu’nda Avrupa’da her yıl 611 bin kadın ve 179 bin erkekte kemik erimesine bağlı kalça kırığı meydana geldiği ve tedavisi için yaklaşık 25 milyar euro’luk harcama yapıldığı bildirilmektedir. Bu rakamın 2050 yılında muhtemelen 76,7 milyar euro’yu aşacağı tahmin ediliyor. Bu rakam sadece Avrupa ülkelerindeki harcama; tüm dünyayı düşünebiliyor musunuz?
10 yıl kadar önce yayınlanan bir raporda Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerdeki tahmini osteoporoz vakası sayısının 75 milyon kişi olduğu ileri sürülmüştü, yani her on kişiden biri... İsveç’te erkeklerde kalça kırığı vakalarınının prostat kanseri vakalarından daha fazla olduğu vurgulanıyor. Bu ülkede kışın güneşten yararlanımın son derece düşük olduğunu hatırlatmak isterim.
Uluslararası Osteoporoz Kurumu’nun 2008 tarihli raporunda bu yüksek tedavi maliyetlerinin önlenebilmesi için kemik yoğunluğu ölçümlerinin rutin testler arasında yer alması gerektiği, kalsiyum ve D vitamini desteklerinin giderlerinin ilaç kurumları tarafından karşılanması gerektiği vurgulanmakta. Kısacası koruyucu önlemler alınmasının son derece önemli olduğu bildiriliyor.
Kemik erimesinin (osteoporoz) oluşumunda önemli rol oynayan ailesel yatkınlık, cinsiyet, ırk gibi değiştirilemeyecek etkenlerin dışında yaşam şekli ve beslenme şekline yönelik alınacak bazı önlemlerin hastalığın oluşumu ve ilerleyişinin önlenmesinde yararlı olabildiği bildirilmektedir.
Beslenme şeklimiz de kemik erimesi gelişiminde etkili. Çok fazla et yemek, düşük kalsiyum, düşük oranda sebze ve meyve tüketimi, yüksek oranda kafeinli içecek içilmesi kemik erimesine neden olabiliyor
Kemik sağlığının korunması ve kemik hastalıklarında ortaya çıkan belirtilerin ve şikayetlerin hafifletilmesine yönelik doğal çözümler konusunda devam eden yazımda, bu hafta öncelikle kemik sağlığımızın korunması amacıyla alınması gereken önlemlerden bahsetmek istiyorum. Her zaman olduğu gibi burada bahsedeceğim bulgular deneysel, klinik ya da gözlemsel bilimsel çalışmaların sonuçlarına dayanmaktadır.
ÜÇ ANAHTAR KELİME
Kemik erimesinin (osteoporoz) önlenmesine yönelik alınabilecek önlemler arasında yine tanıdık bazı madde başlıkları var; tüm hastalıklarda başlıca etkenler arasında yer alan ‘aşırı sigara’ ve ‘fazla alkollü içki’ içilmesi, burada da karşımıza çıkıyor. İçinizden ‘Zaten ben fazla tüketmiyorum’ diye düşünerek kendinizi avutabilirsiniz. Ama bence etkenler arasında yer aldığına göre, sizin için neyin fazla ya da aşırı olabileceğini nasıl bilebilirsiniz? Bir başka önlem ise ‘düzenli spor yapmak’; gerekli egzersizler yapılarak kemik yapısının güçlendirilmesi önemli.Beslenme şeklimiz de kemik erimesi gelişiminde önemli riskler oluşturabiliyor: yüksek protein (yani fazla et yemek), düşük kalsiyum ve D vitamini içeriğine sahip beslenme, düşük oranda sebze ve meyve tüketimi, yüksek oranda kafeinli içecek içilmesi gibi. Bazı besinlerin kemiklerimiz üzerindeki etkisine ilişkin bilgiler şu şekilde:
Zararlı olan gıdalar
Şekerler: Tatlılar, çikolatalar, gazlı içecekler içerisinde yer alan basit şekerler vücuttan kalsiyum atılımını artırabilir.
Doymuş yağlar: Kırmızı et, tereyağı, margarin, kekler, işlenmiş gıdalar içerisinde bulunan doymuş yağların sindirim sisteminde kalsiyum ve D vitamini ile çözünmeyen kompleks yapı oluşturarak bu maddelerin vücutta emilimini engellediği, kalsiyum atılımını artırdığı bildirilmektedir. Doymuş yağ tüketimine bağlı olarak artan hiperlipidemi (kanda yüksek yağ seviyesi) riski de osteoklast rezorpsiyonunu artırarak kemik erimesinde olumsuz rol oynamaktadır.
Yararlı olan gıdalar
Çözünebilir lifler: Bakliyat ve meyvelerde bulunan bu tip yapılar kalsiyum ve mağnezyum gibi yararlı elementlerin emilimini artırır.
Tekli doymamış yağlar: Zeytin yağı ya da balık gibi gıdalarda bulunan Omega-3 yağ asitleri kemiklerin tahribine yol açan sitokinlerin oluşumunu baskılayarak kemik erimesini azaltır.
TÜKETİM MİKTARI ÖNEMLİ
Bunların haricinde et ve süt ürünleri ve bakliyatta bulunan ‘proteinler’, miktarına bağlı olarak yararlı ya da zararlı olabilmektedir. Kemiğin önemli bir bileşeni olan kollajen, kemik yapımında rol oynaması nedeniyle yararlı olurken, bu maddenin fazla miktarda alınması durumunda, vücutta parçalanması ile açığa çıkan amino asitlerin kemik erimesine yol açabileceği ileri sürülmektedir. Ancak zararlı olabileceğine dair bu son bilginin henüz tartışmalı olduğunu belirtmek isterim, yani farklı görüşler söz konusu.
Çocuklukta alınan meyve ve sebze miktarı kemik sağlığı bakımından önemli
Yapılan gözlemsel çalışmalar bilhassa kadınların çocukluk döneminde tükettiği meyve ve sebzelerin ileri yaşlarda kemik sağlığı bakımından yararlı olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim sıçanlar üzerinde yapılan bazı çalışmalar da bu bulguları destekler nitelikte. Yürütülen çok sayıda gözlemsel, deneysel ve klinik çalışma da meyve ve sebze kullanımı ile kemik sağlığı arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır. Mesela, rezene ve kerevizin yaprak ve gövdesi (her ikisinin de batı toplumlarında taze yaprak ve gövdesi kullanılmaktadır), bakliyat, pırasa, brokoli, kırmızı lahana, marul, maydanoz, salatalık, domates, sarımsak, soğan gibi sebzeler ile erik ve portakal gibi meyveler ve kırmızı şarap kemik erimesini azaltıcı gıdalar olarak bildiriliyor.
Bilimsel çalışmalar kemik erimesinin önlenmesinde rezene, kuru erik, portakal gibi meyveler ile nar özütü ve üzüm çekirdeği özütünün yararlı olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle meyve ve sebzelerde bulunan ‘flavonoitler’ ve ‘fenolik bileşiklerin’ kemik erimesinin önlenmesi bakımdan önemli yararları bulunduğu ileri sürülüyor. Şüphesiz, daha kesin sonuçlar çıkarabilmek için bu konudaki çalışmaların sayısının artması gerekiyor. 2003’de yayınlanan bir çalışmada sıçanlara günde 1 gram rezene, narenciye ve kuru eriğin verilmesi ile kemik erimesinde belirgin azalma gözlenirken, taze erik, muz ve elmanın belirgin bir etkisi görülememiş. Buna karşılık, 2005 yılında yayınlanan bir başka çalışmada elmada bulunan floridzin isimli flavonoit yapısında bir maddenin yumurtalığı çıkarılmış sıçanlarda kemik erimesini önlediği gözlenmiş. Bu iki çalışmanın sonuçlarını karşılaştırdığımızda, meyvelerin kişinin durumuna bağlı olarak kemik erimesinden koruyucu ya da hastalığın ilerlemesini yavaşlatıcı rol oynayabileceği görülüyor. Daha açık ifade etmek gerekirse, sağlam kişilerde veya çocuklukta rezene, kuru erik, narenciye gibi meyveler kemik erimesini önleyici yarar sağlayabilirken, kemik erimesinin hızlandığı menopoz döneminde elma gibi meyvelerin kemik erimesini azaltıcı rol oynayabileceği ileri sürülebilir.
NAR ÖZÜTÜ ÇOK YARARLI
Bir başka çalışmada ise sıçanlara yüksek kalsiyum diyetinin yanı sıra günde 4-5 gram üzüm çekirdeği özütü verilmesi ile kemik yoğunluğu, kemik mineral içeriği gibi parametrelerde belirgin düzelme gözlenmiş. Üzüm çekirdeği özütü de flavonoit tipi (flavan-3-ol kateşinler) bileşenler bakımından zengin olup oksidatif hasarı önleyici (radikal süpürücü) etkisinin yanı sıra, kemik erimesine yol açan proteolitik enzimleri de azaltıcı rol oynamaktadır. Burada bir hususu belirtmek isterim; bu çalışmalarda kullanılan üzüm çekirdeğinin kendisi değil, ondan hazırlanan özüttür. Nar özütü de taşıdığı flavonoit yapısında (antosiyanin) bileşenler nedeniyle aynı üzüm çekirdeği gibi etki göstermektedir. Yapılan çalışmalar nar özütünün antioksidan etkisinin kırmızı şarap ve yeşil çaydan üç misli daha kuvvetli olduğunu ortaya koymaktadır. Yine yumurtalığı çıkarılmış sıçanlarda yapılan bir çalışmada iki hafta süre ile her gün nar özütü verilmesi ile kemik yoğunluğu ve kemik oluşumunda olumlu gelişmeler gözlenmiştir. Dolayısıyla, menopoz döneminde nar özütünün uzun süreli kullanılması kemik erimesinin yavaşlatılmasında yararlı olabilmektedir.
KURU ERİK ETKİLİ, TAZESİ ETKİSİZ
Fenolik bileşikler (neoklojenik asit ve klororojenik asit) bakımından zengin bir diğer meyve ise kurutulmuş erik. Ayrıca bor elementi bakımından da zengin olduğu her gün 100 gram kuru eriğin yetişkinlerin günlük bor ihtiyacını (2-3 gram) karşılayabileceği bildiriliyor. Yapılan çalışmalar bor elementinin kemik erimesinde koruyucu rol oynadığını gösteriyor ancak ne şekilde etki ettiği henüz bilinmiyor. Kuru eriğin kalça ve dirsek gibi eklemlerdeki kemik yoğunluğunu artırdığı, yumurtalığı çıkarılmış sıçanlarda yürütülen deneysel çalışmalar ile de ortaya konulmuş.
Limon, portakal gibi narenciye meyvelerinin kemik sağlığı bakımından önemi hem yüksek C vitamini içeriği hem de flavonoit yapısındaki bileşenlerine bağlı. 2003’te, yumurtalığı alınmış sıçanlarda hesperidin ve bunun suda on bin defa daha kolay çözünebilen türevi alfa-glukozilhesperidin ile yürütülen bir çalışmada özellikle uyluk kemiğinde erimeye yol açan osteoklast miktarını azaltarak kemik erimesini önleyebildiği gözlenmiş. Ancak bu deneyde uygulanan hesperidin günlük olarak bizim alabileceğimiz miktarın epey üzerinde. Dolayısıyla narenciyenin kemik erimesindeki yararını tek başına değil de, bahsettiğim diğer meyveler ile birlikte değerlendirmek daha doğru olacaktır. Yani, bu meyvelerden sürekli ve makul miktarlarda tüketerek sinerjik bir etki ortaya çıkmasını sağlamak mümkün.