Beden kitle endeksi, yetişkin bir insanın kilosunun boyuna göre normal sınırlar içerisinde olup olmadığını gösteren bir değer. Kilomuzun normal değerler arasında mı olduğu, yoksa aşırı kilolu ya da obez grubuna mı girdiği günümüzde insanları yakından ilgilendiriyor. İnsanlar zayıflayabilmek uğruna her türlü harcamayı göze alabiliyor, dolayısıyla bu konuda büyük bir pazarlama kapasitesi mevcut. Kilosunu kontrol atında tutmak ya da kilo vermek isteyen kişilere zayıflama salonlarından spor gereçlerine, diyet ürünlerinden doğal zayıflama ürünlerine, reçeteli ilaçlardan plastik cerrahiye çok geniş bir yelpazede seçenekler sunuluyor. Dikkatimi çeken husus, son zamanlarda piyasaya sürülen her yeni bitkisel ürünün ‘zayıflatıcı’ olarak pazarlanması.
Obezite yani aşırı şişmanlık bir hastalık mıdır? Bazı sağlık mesleği mensupları obeziteyi, ticari firmaların insanları soymak için gündeme getirdiği bir güncel ‘tuzak’ olarak nitelemektedir. Ben bu düşünceye katılamıyorum. Obezite tek başına bir hastalık değil, ama dünyada sağlık otoriteleri ve etkin kuruluşları tarafından, 21’inci yüzyılda insan sağlığı bakımından hastalık ve ölüm nedenleri arasında en önemli ve en büyük risk olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla bu tip düşüncelere sahip meslektaşlarımın kendilerini güncellemeleri gerektiği kanaatindeyim.
Obezitenin yol açabileceği hastalıklar çeşitli; en basitinden kişideki güven duygusu, hayat kalitesine olumsuz etkilerine ilişkin psiko-sosyal sorunlar. Tabii vücutta yol açtığı hasar çok daha önemli. Obezitenin risk etkenlerini artırdığı başlıca hastalıklar arasında; şeker hastalığı; damar sertliği ve yüksek tansiyon gibi kalp ve damar hastalıkları; kısırlık; kanserler (bilhassa göğüs, rahim, kolon, yemek borusu, pankreas, böbrek, prostat ) en dikkati çekenler. Tabi bir de vücut ağırlığındaki artışa bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar var; eklem romatizması, ya da hareketlerin kısıtlanması nedeniyle bacaklarda venöz durgunluk, flebit ya da nefes alma zorluğu, uyku apnesi gibi...
NE DERECEDE GÜVENİLİR
Obezite tedavisindeyararlanılabilecek çeşitli ilaç molekülleri mevcut. Ancak, taşıdıkları önemli riskler nedeniyle bu ilaçların mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekiyor. Dolayısıyla, zorunlu nedenler haricinde kullanılması pek tercih edilmiyor. Nitekim, Mart 2010 içerisinde Dünya Sağlık Örgütü ve ardından ülkemizde Sağlık Bakanlığı ölümlere yol açması nedeniyle en çok satılan zayıflama ilaçlarından biri olan sibutramin taşıyan ürünlerin satışını yasakladı. Hatırlarsanız, geçen sene Lida adlı bir zayıflama ürünü içerisine kaçak olarak sibutramin türevi ilave edilip bitkisel diye pazarlanmış, hızlı kilo verdirmesine karşılık yol açtığı sağlık sorunları ve ölümler nedeniyle skandal patlak vermişti. İlginç olan husus, bu skandal ortaya çıktıktan sonra bile, bazı kişilerin eczanelerde bu ürünü satın almak için aradıklarını biliyorum. İşte kilo verme tutkusu böylesine bir çılgınlığa dönüşmüş durumda.
YENİLERİ GELİŞTİRİLİYOR
Mevcut ilaçların taşıdığı riskler nedeniyle, daha yüksek etkili ve kalıcı çözüm sağlayabilecek, vücutta olumsuz etkilere yol açmayacak yeni ilaç molekülleri geliştirilmesi için yoğun çabalar harcanmaktadır. Bu amaçla vücutta fazla enerjinin yakılmasını sağlayacak, iştahı makul ölçüde baskılayacak farklı hedeflere yönelik moleküllerin geliştirilmesi için yürütülen çalışmalarda en dikkati çeken hedef enerji harcamasını düzenleyen ‘hipotalamus’tur. Yıllar boyu inert olarak kabul edilen ‘adipoz doku’nun ‘adinopektin’ ve ‘leptin’ gibi enerji metabolizmasını düzenleyen bazı nörohormonal faktörleri salgıladığı görülmüştür. Pazarlama potansiyeli yüksek olan bu alanda bilim adamları tarafından birçok yeni molekül sentezlenerek klinik denemeler aşamasına (faz I ve II) getirilmiş. Bu kademelerde başarılı sonuçlar alınması durumunda sanırım önümüzdeki yıllarda yeni zayıflama ilaçları piyasaya sürülecek. Ne kadar etkili olacak, ne kadar güvenilir olacak, göreceğiz! Peki bitkisel zayıflama ürünleri konusunda gelişmeler ne durumda?